Yetenek Sizsiniz Aref


Yetenek Sizsiniz Acun ILICALININ Sundugu Programa Katilan ve yaptigi Sihirbasliklarla adindan söz ettiren. Aref Ghafouri yaptigi ilizyon show gösterileriyle izleyicisini costurdu.
Yetenek Sizsiniz ilk etap calismalarinda bastan sona izleyici kitlesini kendisine hayran birakan Aref Gercekten yaptigi oyun ve ilizyon showlariyla herkezi kendisine hayretler icinde birakmaya devam ediyor.
Aref ile ilgili Biyografisi.
Ailesi İran’da Yaşıyor Kendisi İran’dan Ankara’ya Üniversiteye Geliyor Okumak İçin Ve 8 Ocak 2011 Cumartesi Yetenek Sizsiniz Türkiye Yarışmasında 3 Evet Alarak Gönderilmişti Peki Aref Sihirbazmı Yoksa Zihinbazmı ?
Yaşam Sihirbazı
Bir gün Stand-up uzmanı sevdiğim bir üstat bana şöyle bir soru sordu “Hayat ile yaşam arasındaki fark nedir, Bana hiç bilmeyen birisinin anlayacağı şekilde anlatırmısın, sakın ikisi aynı şey deme” Yaşamımızda bazı dönemler vardır, çok basit sorularla karşılaşırız ve şaşırırız.
Zira basit olmasına rağmen hiç düşünmemişizdir. Bende daha çok düşünmeye, farkındalığımı ve bilgilerimi daha da çok artırarak evrenle bir olmaya karar vermiştim ve çalışmaya başladım. Bildiğimi zannettiğim fakat bilmediğim birçok şeyin olduğunu hayretle görüyordum, zira yıllarca sadece bakmışım, ama görememiştim. Sonra şunu keşfettim, evrenin ötesinde ona hakim bir bilinç vardı, evrendeki bütün bilgiler onun bir gölgesi veya ışığıydı, o ışığın altına girebilirsek sırtımızı dayandırdığımız büyük akıl sayesinde küçük aklımızın alabileceği bazı evrensel sırları çözüp anlayabiliyorduk. Bunu görmek için mistik veya dini inançlarınızında olması gerekmiyordu.
Tabi tüm bunlardan sonra geleceğimin dışarıdan değil içimden yani benim tarafımdan yönlendirildiğini hissetim ve de yaşamın aslında gerçek bir sihir olduğunu anladım, kural şuydu; “yaşam bir sihirdir ve sihirbaz sizlersiniz. Sihire inanırsanız sihirli bir yaşam sürersiniz” Zira inandığımız şeyler bizim gerçeklerimizdir. Şu an şunu çekinmeden rahatlıkla söyleyebiliyorum. Ben aslında sahnede Bir yanılsama sanatı icra eden bir illüzyonist, yaşamımda ise gerçek bir SİHİRBAZIM, çünkü sahnede yaptığım herşey sanal, yaşarken yaptığımız herşey ise gerçek, yaptığımız her dönüşüm gerçek, ağacı kağıda ve kitaba çeviriyoruz veye kumdan telefon ve bilgisayarlar meydana getiriyoruz.
Yaşamımızda yaptığımız üretimler bir yanılsama değil gerçek oysa sahne tamamen hayal.
İlgi Alanları
Aktiviteler: Magic, MENTALISM, nlp,Eft,Quntum,hypnosr,travel
Otomotive: Antique Cars, Ferrari
Icecekler: Beer
Unluler: Angelina Jolie, Criss Angel, David Copperfield, LANCE BURTON
Bilgisayarlar: Apple
Yemek: Pizza
Oyunlar: Max Payne, Splinter Cell
Magazinler: magician
Filmler: Apocalypto, Next
Muzik: nothing is what it seems
Evcil Hayvanlar & Hayvanlar: Dogs, Dolphins, Eagles
Spor: Billiards
Googlo Logo Constantin Brancusi’s 135 th Birthday
Google Yeni Logosu,Google logosu Constantin Brancusi’s 135 th Birthday
Brancusi kimdir? Ünlü Heykektarş Brancusi bugün doğum günü Brancusi hayatı
Brancusi kimdir? Ünlü Heykektarş Brancusi bugün doğum günü Brancusi hayatı
Brancusi kimdir? Neden bugün Google Brancusi logosu koydu. Brancusi gerçekte adını nedir? Brancusi ne bulmuştur. İşte Brancusi’nın hayatı. Gerçek adı Constantin Brâncuşi’dir. Constantin Brancusi (19 Şubat 1876 – 16 Mart 1957) Romanya asıllı, fakat önemli çalışmalarını Paris’de yapan ve Fransız vatandaşlığına geçen, uluslararası modernizm akımının başta gelen heykeltraşlarından biridir.Bugün bu kişinin doğum günüdür.
Brancusi’nin Romanya’nın Karpat Dağları’nın yakınında Târgu Jiu yakın Hobiţa Romanya, Gorj, özellikle hammaddesi halk el sanatları zengin gelenek, meşhur bir bölge köyünde büyüdü. Bölgenin Geometrik desenler onun daha sonra eserlerinde görülür.
Ebeveynlerin Nicolae ve Maria Brancusi’nin, ve yorucu emek aracılığıyla yetersiz geçimini sağladı yoksul köylüler, yedi yaşından itibaren o koyun ailenin akın herded. O ahşap dışı nesneleri oyma için yetenek gösterdi genelde babası ve ağabeyi ile zorbalık kaçmak için evden kaçtı.
dokuz yaşındayken, Brancusi’nin yakın büyük şehirde çalışmak için köy bıraktı. 13 yaşındayken o birkaç yıl için bir bakkal çalıştı Craiova, gitti. o oyma için Brancusi’nin yetenek etkilendim, 18 yaşındayken, işvereni 1898 yılında pekiyi derece ile mezun, o ağaç sevgisini takip Craiova, içinde (Scoala de meserii) El Sanatları Okulu’nda eğitim finanse [1].
Daha sonra heykel akademik eğitim almış Güzel Sanatlar Bükreş Okulu alındı. O, çok çalıştı hızla kendisi gibi yetenekli seçkin. onun anatomi öğretmen, Dimitrie Gerota, gözetiminde yaptığı ilk hayatta kalan çalışmalardan biri, 1903 yılında Romanya Athenaeum sergilendi bir ustalıkla işlenen écorché (altında kaslar ortaya çıkarılır cilt ile bir adamın heykeli). [2] sadece anatomik bir çalışma olsa da, sadece dış görünüş kopyalamak yerine özünü ortaya çıkarmak için heykeltraş daha sonraki çabaları
CEM YILMAZ Biyografisi


Ünlü Komedyen Sinema Film Yildizi CEM YILMAZ kimdir,Cem Yilmaz Filmleri,Cem Yilmaz Dogumu Kisiligi Hayati Biyografisini Sizler icin Ele Aldik. Buyrun Bakalim Simdide Cem YILMAZ’I TANIYALIM
Cem Yılmaz / Oyuncu
23 Nisan 1973 Sivas
Hakkında
Boğaziçi Üniversitesi Turizm ve Otel Yönetimi bölümünde okurken, bir mizah dergisi olan Leman’da karikatür çizmeye başladı. İlk gösterisini Mayıs, 1992′de “Leman Kültür Merkezinde” yaptı. Fazla ilgi görünce gösterilerine Beşiktaş Kültür Merkezi’nde devam etti. Bu gösteriler sırasında binlerce kişinin ilgisini çekmeyi başardı.
Sinema kariyeri 1997′de vizyona giren “Herşey Çok Güzel Olacak” Altan ile başlayarak, Vizontele Fikri, Organize İşler Müslüm Duralmaz ve Ramon filmlerindeki rollerle devam etti. Yüksek bütçeli bilim kurgu, komedi filmi G.O.R.A., 2004′de gösterime girdi. Filmin senaryosunu yazan Cem Yılmaz, filmde 4 ayrı karakteri canlandırmıştır.
Çeşitli reklam filmlerinde de oynamıştır.İlk olarak Panasonic marka cep telefonlarının reklam filmlerinde oynamıştır.Daha sonra askere gitmeden önce, içinde askere gitmeyi de konu eden Mavi Jeans reklamlarında oynadı.Bundan sonra sırasıyla, Telsim reklamlarında, Doritos, Opet ve Türk Telekom reklamlarında oynadı.
CMYLMZ Fikir Sanat
“CMYLMZ Fikir Sanat” Cem Yılmaz’ın kurmuş olduğu sinema, televizyon, sahne ve diğer medyalar için yapımlar tasarlayan ve uygulayan bir fikir-sanat üretim şirketidir.
Daha önce senaryo ve oyunculuk çalışmalarıyla birçok çalışmaya imza atan Cem Yılmaz, artık şirket bünyesinde senarist, oyuncu, yönetmen, yapımcı olarak görev alacak.
G.O.R.A ve Hokkabaz filmlerinde beraber çalıştığı Can Yılmaz senarist ve yapımcı; yönetmen yardımcılığı yapmış Murat Dündar yapım sorumlusu ve yardımcı yönetmen olarak Fikir Sanat’;ın ekibini oluşturmakta.
Filmleri
Bir Tat Bir Doku (Tek Kişilik Gösteri) (1999-2001)
Her Şey Çok Güzel Olacak (Senarist, Oyuncu) (1997)
Vizontele (Oyuncu) (2001)
G.O.R.A. (Senarist, Oyuncu) (2004)
Organize İşler (Oyuncu) (2005)
Hokkabaz (Senarist, Oyuncu, Yönetmen) (2006)
A.R.O.G (Şef, Yönetmen, Senarist, Oyuncu) (2008)
CMYLMZ (Tek Kişilik Gösteri) (2001-2008)
Ali Taran Kimdir,Ali Taran Biyografisi

Büyük Türk Reklamcısı Ali Taran
Her biri yayınlandığı dönemde etki yapan, hafızalara adeta kazınan ve üzerinde olumlu olumsuz, çokça konuşulan: çakar çakmaz çakan çakmak Tokai, Önce hüplet, sonra gümlet-Caprisun, Ali Desiderolu Derby, Fatih Terimli Tadelle, Dıh dıh dıh, eyi günler-Yapı Kredi, En güzel boya, en güzel kırmızı-Filli Boya, Cem Yılmaz’la birlikte imza attığı Turk Telekom reklamları, Tamamen duygusal-Telsim, Banu Alkanlı İxir, Aganigi Naganigili Fındık, Artık çok oluyoruz-Mavi Jeans ve Cem Uzan ve Genç Arko traş kolonyası da Ali Bey’in projesidir. Türkiye’deki herkes tıraştan sonra yüzüne kolonya sürer. Bildiğin 80 derecelik kolonya. Sürdükten sonra alev alev yanar yüzü, kıpkırmızı olur. Efendim, alkol cildi yaşlandırıyormuş. Bu lafları geçiniz! Kolonyayı kullanan insana sorarsanız, Mikrobu öldürüyor der. Türkiye’de erkekler tıraş olur mu? Olur! Tıraştan sonra ne sürerler? Kolonya… Hadi, şimdi biz bu kolonyayı başka bir şişenin içine koyalım, ona da tıraş kolonyası diyelim der ve Arko traş kolonyası markasını çıkarır.
Ali Taran köklü reklamcılardan biri. Kendisinin ATCW adında bir şirketi var. Reklamcılık yapıyor. Bazı reklamlarını hatırlatayım. Çakar Çakmaz Çakan Çakmak Tokai, Önce Hüplet Sonra Gümlet-Caprisun, Ali Desiderolu Derby, Fatih Terimli Tadelle, Dıh Dıh Dıh Eyi Günler, En Güzel Boya Filli Boya, Cem Yılmaz’la Beraber Turk Telekom reklamları, Banu Alkanın Oynadığı İxir, Aganigi Naganigili Fındık, Genç Arko Traş Kolonyası reklamları Ali Bey’in projesidir.
No Ofsayt filmi 10 Aralık’ta vizyona girdi.
Kendisi hakkında bilgi veren bazı söyledikleri;
Anne de baba da öğretmen, resim öğretmeni. Babam Köy Enstitülü. Babam, sanat tarihi ve el işi öğretmeni. Onu tarif edersem, sanat tutkusu, kültür tutkusu ve dürüstlük gibi kavramlardan söz etmem gerekiyor. Orta halli bir memur ailesiydik, ama babam bizi İtalyan Kültür’e, Fransız Kültür’e, sinemalara ve tiyatrolara götürürdü. Akşamları bizi uyutmak için İnce Memed’i okurdu.
- Hakiki ve iyi bir patronum. Bizde çalışanlar iyi kazanır. Ama çok büyük bir disiplin vardır bizim ajansta. Herkes güzel giyinmek ve bakımlı olmak zorundadır. Kadınlar, kışın ojelerine kadar. Salaş görüntü bile bir şıklığın içinde olmalıdır. Ve 6′da herkes işi bırakmak zorundadır. Kuraldır. Ajansta kalmak yok, gideceksin…
- Akademide bir arkadaşım vardı, “Sen çok gırgır şeyler yapıyorsun. Ben bir reklam bürosunda çalışıyorum, sen de denemek ister misin?” dedi. Kamuran’ın abisi Kenan, Kenan Çizer. Yüksel Ünsal’a götürdü beni. Tivi Reklam, sektörün gelmiş geçmiş en iyilerinden. 4000 lira maaşla işe başladım. Babam çok kızdı, çünkü 1. dereceden devlet memuruydu ve 2700 lira alıyordu. “Bu ülkenin dengesizliği işte buradan geliyor!” gibi şeyler söylemeye başladı, annem susturdu onu: “Bırak, oğlana vermişler işte. Sana ne oluyor.
Reklamcısınız, neden içki içmiyorsunuz? Neden sizi barlarda görmüyoruz?” diyorlar. Reklamcının prototipi yok bunu kimseye anlatamıyorum. “Pembe peruk takıp, Taksim’de dolaşıyormuşsunuz, halkın nabzını tutmak için…” Valla, Taksim’de pembe perukla dolaşırsanız, halkın nabzını değil başka şeyini tutarsınız. Sinirlendiriyorlar bazen beni…
Şahmeranın Hikayesi
Türkiye Ve Bütün Dünyada Şahmeran ÖYKÜSÜ Ve Şahmeranın Hikayelerini Bilmiyen Yoktur.Gercekten Şahmeranın Öyküsünü Okuyunca Sizlere Büyük Zevk verecektir.Günümüzde Şahmeranın Hayat Hikayesi Ve Hayati Hakkinda cesitli Yazilar hikayeler Yazildi iste en güzel Şahmeranın hayatini anlatan o yazilardan birtaneside www.Chatulkesi.com Sitesinde Yayinlanan Sahmaranin Hikayesidir.
Evvel zamanda, Mezopotamya topraklarında doğmuş bir efsane Şahmeran. Yüzyıllardan beri anlatıla gelmiş çeşitli coğrafyalarda. Özellikle yılanlık bir bölge olan Adana-Misis’te ve Mardin’de.
Tahmasp isminde uzun boylu, geniş omuzlu, esmer tenli, çok yakışıklı bir genç yaşarmış zamanın durduğu bu şehirde.
Binlerce yılanın yaşadığı bir mağaraya yanlışlıkla girmiş Tahmasp. Mağaranın içi o kadar karanlıkmış ki hiçbir şey göremiyormuş, yalnızca etrafında dolanan yaratıkların sesini duyuyormuş. Çaresizlik içinde beklerken bir ışık huzmesi belirmiş. Işık huzmesi kendisine yaklaştıkça gözleri kamaşan Tahmasp, ellerini gözlerine siper ederek etrafında gezinen yaratıkların ne olduğuna baktığında uzunu, kısası, yeşili, siyahı ile envai çeşitte binlerce yılanın çevresini sarmış olduğunu fark etmiş. Yılanların hepsi kafalarını kaldırmış, gelen ışık huzmesine doğru bakıyorlarmış. Tahmasp’ta onların baktığı yöne doğru bakınca birden dona kalmış. Çünkü Tahmasp, bu zifiri karanlık mağaranın içinde hayatında gördüğü en güzel kadının yüzünü görmüş birden. Ona doğru daha dikkatli bakınca kadının belden aşağısının yılan olduğunu fark etmiş. Kadın ona doğru ilerliyormuş, tam karşısında durmuş, gülümseyerek elini ona doğru uzatmış. Ve demişki;
- Korkma benden Tahmasp. Ben yılanlar ülkesinin kraliçesi Şahmeranım. Benden sana zarar gelmez. Ben dünya düzeni kurulmaya başladığı andan beri vardım. Krallığıma hoş geldin. Bundan böyle benim misafirimsin. Şimdi yat ve dinlen. Sonra seninle uzun uzun konuşuruz. Böyle deyip geldiği yoldan geri gitmiş. Tahmasp gördükleri karşısında yaşadığı dehşeti ve şaşkınlığı üzerinden atmaya çalışarak olduğu yerde kıvrılıp uyumuş.
Ertesi sabah uyandığında Şahmeranı karşısında mükellef bir sofranın başında otururken bulmuş. Tahmasp’ı kahvaltıya davet etmiş Şahmeran. O ise gözlerini şahmerandan alamıyormuş. Şahmeran’da ona bakıyormuş kendinden geçmiş bir halde.
Bak Tahmasp demiş. Ben insanlığın bütün tarihini biliyorum. İstersen sana anlatayım deyip başlamış anlatmaya. Anlatmış, anlatmış, anlatmış günler boyu. Bu sohbetler sırasında Tahmasp ve Şahmeran arasında tarihin en soylu aşklarında birisi başlamış.
Gel zaman git zaman Şahmeranın anlatacağı bir şey kalmamış artık. Tahmasp’ta anasını ve yeryüzünü özlemeye başlamış. Bir gün dayanamamış ve düşüncesini Şahmeran‘a da açmış. Sevdiğinin kendisinden sıkıldığını ve artık gitmek istediğini duyunca önceleri kesin bir dille reddetmiş Şahmeran. Ancak günler geçip Tahmasp’ın üzüntüsünden eriyip bittiğini görünce dayanamamış ve ona şöyle demiş:
- Ey Tahmasp beni iyi dinle, sözlerime iyi kulak ver. Biliyorum, gitmene izin verirsem sende bana ihanet edeceksin ve yerimi diğer insanlara söyleyeceksin. Ancak bu topraklarda aşklar ölümünedir. Seni çok sevdiğimden dolayı üzülmene dayanamıyorum. Bu sebeple gitmene izin veriyorum. Ancak bana bir söz vermeni istiyorum. Ne sebeple olursa olsun başka insanlarla beraber suya girme.
Tahmasp sevinçle Şahmerana sarılmış ve ona asla ihanet etmeyeceğine dair yeminler etmiş.
Tahmasp mağaradan çıktıktan sonra bir köye yerleşmiş ve marangozluk yapmaya başlamış. Arada sırada da gizlice mağaraya giderek Şahmeranı ziyaret ediyormuş. Ancak bu mutlu günler uzun sürmemiş.
Tahmasp’ın yaşadığı ülkenin kralı bir gün amansız bir hastalığın pençesine düşmüş. Ülkenin bütün hekimleri gelmiş ama kralın hastalığına çare olamamışlar. Kralın kötü kalpli bir veziri varmış. Vezir her seferinde krala hastalığının tek çaresinin Şahmeranda olduğunu söylüyormuş.
Onun etinden bir parça yemesinin kralın hastalığının dermanı olacağını kralın kafasına sokmuş. Kralda Şahmeranın bir an önce bulunmasını emretmiş. Bütün ülkede Şahmeran aranmış. Sonunda bilge bir adam bütün insanların gruplar halinde hamamlara ve nehirlere sokulmasını tavsiye etmiş böylece Şahmeranın yerini bilen varsa onu bulabileceklerini söylemiş. Vezirde ülkedeki herkesi hamamlara sokmaya başlamış. Askerler Tahmasp’ın yaşadığı köye de gelmişler ve herkesi toplayarak büyük bir hamama götürmüşler. Tahmasp Şahmerana verdiği sözü hatırlayarak önce gitmek istememiş. Ancak askerler onu zorla içeri sokmuşlar. Tahmasp hamama girdikten sonara herkesin gözünün üzerine dikildiğini fark etmiş. Kendisine bakınca bütün vücudunun yılanlarınki gibi pullarla kaplandığını fark etmiş. Askerler hemen Tahmasp’ı yakalayarak vezirin huzuruna getirmişler. Kötü kalpli vezirin amacı kralı iyileştirmek falan değilmiş. Şahmeranı yakalayıp dünyanın bütün sırlarına sahip olmak istiyormuş. Tahmasp’a günlerce işkence yaptıktan sonra Şahmeranın yerini söyletmiş. Askerler hemen gidip Tahmasp’ın söylediği yerde mağarayı bulmuşlar ve Şahmeranı oradan çıkarıp saraya getirmişler.
Şahmeran ve Tahmasp kralın huzurunda karşı karşıya gelmişler. Şahmeran üzüntülü ve utanç dolu Tahmasp’a dönmüş:
Ey sevdiğim, üzülme. Biliyorum ki sen bana kendi canın için ihanet etmedin ama bende sana dememiş miydim bu topraklarda aşklar ölümünedir diye. Bak şimdi anladın mı? Sen üzülme ne olur!
Tahmasp Şahmeranın bu sözleri karşısında daha da utanmış. Şahmeran sözlerine devam etmiş.
Şimdi size sırrımı vereceğim. Kim ki benim kuyruğumdan bir parça koparıp yerse O bütün dünyanın sırrına ve gizemine vakıf olacak. Her kim ki benim kafamdan bir parça koparıp yerse o da o anda öte dünyayı boylayacak.
Şahmeran daha sözlerini bitirmeden kötü kalpli vezir elinde kocaman kılıcı ile atılıp Şahmeranın bedenini iki parçaya ayırmış. Ve kuyruğundan bir parça koparmış Tahmasp’ta duyduğu acı ve utancın etkisi ile fırlayıp oracıkta ölmek için sevdiğinin, Şahmeranın kafasından bir parça ısırıvermiş. Kötü kalpli vezir kuyruktan kopardığı parçayı ağzına atar atmaz oracıkta can vermiş. Tahmasp’a ise hiçbir şey olmamış Şahmeran son anda yaptığı planı ile bütün bilgisinin sevdiğine geçmesine sebep olmuş. Ancak Tahmasp sevdiğini kaybetmenin acısına dayanamayarak kendisini dışarı atmış ve dağ bayır, ülke ülke dolaşmaya başlamış. O günden sonrada Lokman Hekim efsanesi almış başını yürümüş…
ŞAHMARANIN HAYATI Ve Hikayesi
Efsaneye göre Şahmaran yüzlerce yıl önce Tarsus’ta yaşayan yılan vücutlu kadın başlı bir kahraman. Bahçesinde insanoğlunu cezbedecek her türlü yiyecek ve ziynet eşyası bulunan Şahmaran kimsenin bilmediği bir yerde insanoğlundan uzakta yerin altında yaşamış, ta ki insanoğlu Camsab tarafından bulunana kadar.
Yoksul bir ailenin oğlu olan Camsab bir gün ormanda bir kuyu dolusu bal bulmuş. Balı çıkarmak üzere kuyuya inen Camsab’ı, bütün balı yukarı çeken arkadaşları aç gözlülükleri yüzünden kuyuda bırakmış. Yalnız başına feryat eden Camsab tam da ümidini kesmişken topraktan iğne deliği büyüklüğünde ışık sızdığını farketmiş. Cebindeki bıçak ile ışığın geldiği deliği büyüten Camsab, ömründe görmediği kadar güzel bir bahçeye girmiş. Bu bahçede dünyada eşi benzeri olmayan çiçekler, ortasında bir havuz ve çevresinde oturaklar ile bir yığın yılan bulunuyormuş. Havuzun başındaki taht üzerinde insan başlı, süt beyaz vücutlu bir yılan Camsab’a kendi diliyle hitap etmiş; ‘Hoşgeldin insanoğlu, çevrendekilerden korkma sen bizim misafirimizsin’
Şahmaran Camsab’a türlü türlü yiyecekler ikram edip kendi ülkesine nasıl ve neden geldiğini sormuş. Camsab hikayesini uzun uzun anlatmış… Camsab’ı dinleyen Şahmaran başını sallayıp ‘İnsanoğlu nankördür, hilekardır. Küçücük menfaatleri karşısında muazzam zararlarına razı olur’ demiş.
Şahmaran’ın güvenini kazanan Camsab uzun yıllar bu bahçede yaşamış. Yıllar sonra bir gün Şahmaran’a yaklaşan Camsab, ailesini çok özlediğini söyleyip ‘Nolur beni aileme kavuştur’ diye yalvarmış. Bunun üzerine Şahmaran kendisini salıvereceğini, ancak yerini kimseye söylemeyeceğine ve asla hamama girmeyeceğine dair söz vermesini istemiş. Çünkü Şahmaran’la karşılaşan her kim olursa hamama gittiğinde vücudu pullarla kaplanırmış. Şahmaran’a söz verip ailesine kavuşan Camsab uzun yıllar verdiği sözde durarak Şahmaran’ın yerini kimseye söylememiş ve hiç hamama gitmemiş.
Derken bir gün Camsab’ın yaşadığı ülkenin hükümdarı Keyhüsrev hastalanmış. Vezir, hastalığın çaresinin Şahmaran’ın etini yemek olduğunu söylemiş ve herkesin hamama getirilmesini istemiş. Önceleri direnen sonra zorla hamama gotürülen Camsab’ın vücudu hamama girince pullarla kaplanmış. Sonunda da yapılan işkenceye dayanamayarak canını kurtarmak için kuyuyu göstermiş. Hemen kuyunun başına gidilmiş ve Şahmaran dışarı çıkarılmış. Camsab’ı gören Şahmaran ‘İşte Camsab nihayet kanıma girdin. Ben insanoğluna itimat edilmeyeceğini biliyordum. Fakat ne çare ki yine aldandım’ demiş. Ölüme giderken de Camsab’a ‘Beni toprak çanakta kaynatıp ilk suyumu sana içirecekler sakın içme zehirlidir. İkinci suyumu iç gövdemi de hükümdara yedir’ demiş Şahmaran’ın söylediklerini harfiyen yerine getiren Camsab ilk suyu vezire içirip ikincisini kendisi içmiş. Etini de hükümdara yedirmiş. Vezir ölmüş hükümdar da kısa sürede iyileşip Camsab’ı veziri yapmış.
Efsaneye göre Şahmaran’ın öldürüldüğünü yılanlar bilmemekte. Tarsus’un Şahmaran’ın öldürüldüğünü öğrenen yılanlar tarafından basılacağı rivayet edilir















