Kahve Bahane Sohbet Sahane

Kahve bahane sohbet sahane.Gönül ne kahve ister nede kahvehane gönül sohbet ister sohbet sahane.
Evet kendimize bazen en yakin arkadas olarak chat sohbet sitelerinde tanisip buusup arkadas oldugumuz bir cok kisilerle fikir ve görüslerimizi paylasiriz.
Maksat kahve bahane sohbet sahane olsun dedik,bizlerde en iyi güzel chat sohbet sitesini sizler icin hazirladik.
Gönüller hos bir olsun diye sizleri yeni chat sohbet sitemizde yeni bayanlarla yeni erkek bay üyelerimizle chat sohbet etmenizi sagliyoruz.
Birbinden güzel eglenceli kaliteli seviyeli düzgün kaliteli chat sohbet sitesine sizlerde giris yapabilirsiniz.
ChatSohbet siteleri olarak sizlere her zaman en güzel hizmeti veren sitemiz google arama motorunda Chat üzerine en güzel sohbeti vermeye devam ediyor.
Magazin Haberleri
Türkiye ve Avrupa’nin bir numarali magazin güncel paparazi kim kiminle nerde hangi mekanda hangi gecelerde egleniyor,artik 7 gün 24 saat güncel olay bir sekilde magazin haberleri’ni sitemizde okuyabilirsiniz.
Almanya Dul Bayan Msn Adresleri
17 Dezember 2011 Yazan admin
Kategori Chat/Sohbet, Genel

Almanya dul bayan adresleri,almanya dulbayan msn adresleri,almanya bayan sohbet,Güzel Almanya bayan adresleri,Almanya dul bayan msn adresleri,Almanya Dul Bayan Telefon NUMARALARI Sitemizde sizde kendinize bay bayan partner bulabilirsiniz.
Zümrüd-ü Anka Efsanesi
Sizlere Kuşların hükümdarı olan Zümrüd-ü Anka Efsanesini anlatmak istedik.
Binlerce kuş hep birden Mezopotamya ovalarında kızıl kanatlarını çırparak, coşkun bir nehrin akıntısı gibi arkalarında kurşunî bulutlarıyla süzülüp gittiler. Kurşun rengi toz bulutunun binlerce çeşit, binlerce renk, binlerce ötüşlü meltem kanatlı kuşları; nazlı gelinler gibi süzülüp, bin renk çiçeğin, bin renk kokusuyla bezeli ovaların on bin yıllık ağaçlarının yorgun dallarına konarak, dağlarda dolaşan bir ozanın büyülü kavalına kulak kabarttılar. Ozana büyülü sesli bir kuş eşlik ediyordu. Kuşun büyülü ötüşü ozanın kavalını tanrının kutsal ışığına dönüştürdü. Kuşun sesini ancak kalbi temiz olanlar, yüreği iyilikle dolu yanık sesli ozanlar duyabilirdi. O ozanlardan biri ve hiç kuşkusuz en önde geleni de Mezopotamya’nın yakıcı güneşi altında kavruklaşmış teni, sırma bıyıkları, ceren gözleriyle Mir Mehmet’ti.
Mir Mehmet, binlerce kuşun arasında sesi yüreğini paralayan bu büyülü kuşu aramaya başladı. O, sese yaklaştıkça, ses ondan uzaklaştı. Ses ondan uzaklaştıkça Mir Mehmet ona koştu. Ses onu günlerce peşinden sürükledi, durdu. Mir Mehmet günlerce haftalarca aylarca yol alıp, dağlar, tepeler, ovalar göller aştı ancak bir türlü sese ulaşamadı. Büyülü sesin sahibi kuş, ozanı ısrarla çağırıyor, ardı sıra avare aşıklar gibi sürüklüyordu.
Mir Mehmet gittiği her yerde sesin sahibi kuşu arıyor, gördüğü herkese onu soruyordu. İnsanlar da ona bu kuşa asla ulaşamayacağını, böyle bir kuşun hiç var olmadığını, onu aramayı bırakması gerektiğini söylüyorlardı. Ama kuşu bulursa da ölümsüzlüğe ulaşacağını ekliyorlardı.
Mir Mehmet kuşu aramayı ısrarla sürdürdü. Önce Amanoslar’a gitti, çıkmadığı tepe, geçmediği dere kalmayana kadar aramaya devam etti.
Oradaki bataklıklarda Flamingolar’ı gördü. Önce büyülü kuşa benzetti onları ama çok geçmeden aradığı kuşun bunlar olmadığını anladı ve umutsuzca memleketine dönmeye karar verdi. Aylardır görmediği babasını konaklarının önünde kendisini beklerken buldu. Sıkıca sarıldı babası Mehmet’e.
Babası oğlunun onuruna günlerce süren şölenler yaptırdı. Daha sonra baba oğul dertleşmeye koyuldular. Babası ona aradığı kuşu görüp görmediğini sordu. Mehmet derin bir üzüntüyle görmediğini ancak onu yine arayacağını ve mutlaka bulacağını söyledi. Babası da şöyle dedi oğluna: “Oğlum, eski ozanların her biri bahsetmiş bu kuştan ancak sesini duyan olmuşsa da şimdiye kadar kimse görememiş. O kuşu aramaktan vazgeç artık.”
Mehmet babasının nasihatlarına şöyle karşılık verdi;
“Kuş beni çağrıyor baba, vazgeçmem onu aramaktan.”
Mir Mehmet bir müddet sonra tekrar düştü yollara, büyülü sesin sahibi kuşu bulmaya çıktı. Önce Yezidiler’in kutsal topraklarına düşürdü yolunu, Laleş’e vardı. Çok iyi ağırladılar ozanı. Mir Mehmet, Mezopotamya’nın bu kara bahtlı halkını uzaktan duymuş ve haklarında çok şey öğrenmişti. Onların mutlaka kuşun yerini bileceklerini düşünüyordu. Ne de olsa onlar da bir kuşa vermişlerdi gönüllerini, avuçlarını açmış kutsamışlardı Melek-î Tavus’u. Ancak maalesef Mezopotamya’nın bu cefakar insanları da ona yardımcı olamamışlardı. Bu kez yüzünü batıya çevirmişti. Binlerce hurmalığın şıra kokusuna kestiği bir coğrafyayı taramaya başladı. Günler haftaları, haftalar ayları kovaladı.
Artık Mir Mehmet’i bir yorgunluk sardı. Bitkinlikten iki büklüm olup düştü durduğu yerde.
Bir süre sonra üzerinden binlerce rengin bir araya geldiği dev bir gölge belirdi. Gölgeyle birlikte yine o kutsal kuşun sesini duydu ve hızla gölgenin sesinin ardından koşmaya başladı… Gölge hızlandı, ozan da hızlandı. Ses uzaklaştıkça ozan ardından koşmaya başladı. Ancak Mehmet’in yorgun bedeni dayanamadı ve yere yığıldı. Kendinden geçen Mehmet’i saatler sonra bir çoban su vererek uyandırdı. Çoban; “Sen de mi o kuşu arıyorsun?” diye sordu. “Evet” dedi Mehmet ve sordu; “Uçan dev gölgeli kuş o muydu?” Çoban; “Bilmiyorum, emin değilim” diye cevap verdi.
Mir Mehmet tekrar yola koyuldu, ormanlar aştı. Günler sonra Koçerlerin yaşadığı ovalara vardı. Kıl çadırlarda ağırladılar ozanı. Konuksever Koçerler günlerce onu konuk edip güçlendirdiler.
Günler sonra bin renkli, bin kulaç kanatlarından daireler çizerek yeryüzüne inen kuş sürüsünü yine gördü ozan. Kuşlar Mezopotamya ovalarında nazlı nazlı süzülüyorlardı.
Ozan yine o büyülü kuşun ardına düştü. Ve sonunda nihayet arzusuna kavuştu. Heyecanla bağırdı; “İşte orda, vallahi de, billahi de o kuş işte, bin ötüşlü kuş işte” dedi.
Koçerler hep bir ağızdan karşılık verdiler ona; “Hayır o değil, biz ötüşünü duymuyoruz. Duysaydık cenneti yaşar, ölümsüzlüğü tadardık.
Mehmet ısrarla kuşun ardından gitti, yine dereler tepeler aştı, yollar katetti, ama yine kaybetti kuşun izini.
Mir Mehmet, Torosları, Amanoslar’ı, Çukurova’yı dolaşmış, Dicle ve Fırat’ı aşmış Cudi, Zagros, Sincar, Abdülaziz dağlarında dezmediği yer bırakmamıştı. Bir türlü kararından vazgeçmiyor, yine dağlar tepeler aşıyordu. Gittiği her yerde Mezopotamya’nın kaval sesi kadar yanık sesli ozanları ile karşılaştı. Ozanların yanık ezgileri yüreğine cesaret, bedenine güç verdi ve kararlığını sürdürmesine yardımcı oldu.
Mehmet, günler sonra ulaştığı köyde dinlendikten sonra o kutsal ötüşlü kuş için yaktığı türküleri okumaya başladı. Yanına nur yüzlü yaşlı bir ozan geldi. “Sen Mir Mehmet’sin” dedi ve durdu yanı başında Mehmet’in. Mehmet şaşırmış halde ihtiyara baktı ve cevap verdi; “Evet benim” dedi.
Yaşlı ozan, Mehmet’in yanına oturarak konuşmasına devam etti, “Senin aradığın kuşu biliyorum. O kuş Zümrüd-ü Anka’dır…” Mehmet heyecanla kulağını ve gözünü yaşlı ozana verdi. “O bütün kuşların hükümdarıdır. O’nun yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı’nın tepesindedir. Oraya varmak için yedi dipsiz vadi aşman gerekir. Ona ulaşmak isteyen kuşlar beş vadi aşamadan telef oluyorlar. O, sadece bir insan oğluna bakıp dost olmuş, o da kendi eliyle büyüttüğü Rüstem’in babası Zal’dır.” Mehmet, yaşlı ozanın anlattıklarından çok etkilenmişti. O günden sonra güzel sesli Zümrüd-ü Anka için türküler okudu ve Hz. Süleyman gibi bütün kuş dillerini öğrendi. O, artık kuşların Miri’ydi.
…
Rivayet olunur ki; Kuşların hükümdarı olan Simurg ( Zümrüd-ü Anka, Kaknus, ya da batıda bilinen adıyla Phoenix ), Bilgi Ağacı’nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş. Bu kuşun özelliği gözyaşlarının şifalı olması ve yanarak kül olmak suretiyle ölmesi, sonra kendi küllerinden yeniden dirilmesidir.
Kuşlar Simurg’a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg’u bekler dururlarmış.
Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler. Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg’un kanadından bir tüy bulmuş. Simurg’un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg’un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler.
Ancak Simurg’un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı’nın tepesindeymiş. Oraya varmak için ise yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş, hepsi birbirinden çetin yedi vadi…
İstek, Aşk, Marifet, İstisna, Tevhid, Hayret ve Yokluk vadileri…
Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar
İsteği ve sebatı az olanlar, dünyevi şeylere takılanlar yolda birer birer dökülmüşler. Yorulanlar ve düşenler olmuş…
“Aşk Denizi’nden geçmişler önce…”.
“Ayrılık Vadisi’nden uçmuşlar…”
“Hırs Ovası’nı aşıp, kıskançlık Gölü”ne sapmışlar… ”
Kuşların kimi Aşk Denizi’ne dalmış,
Kimi Ayrılık Vadisi’nde kopmuş sürüden…
Kimi hırslanıp düşmüş ovaya,
Kimi kıskanıp batmış göle…
Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp;
Papağan o güzelim tüylerini bahane
etmiş (oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış);
Kartal, yükseklerdeki krallığını bırakamamış;
Baykuş yıkıntılarını özlemiş;
Balıkçıl kuşu bataklığını.
Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış.
Ve nihayet beş vadiden geçtikten sonra gelen Altıncı Vadi “şaşkınlık” ve sonuncusu Yedinci Vadi yok oluş’ta bütün kuşlar umutlarını yitirmiş…
Kaf Dağı’na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış.
Sonunda sırrı, sözcükler çözmüş:
Farsça si, “otuz” demektir…
Murg” ise “kuş”…
Simurg’un yuvasını bulunca anlamışlar ki;
“Simurg – otuz kuş” demekmiş.
Onların hepsi Simurg’muş.
30 kuş, anlamışlar ki, aradıkları sultan, kendileridir ve gerçek yolculuk, kendine yapılan yolculuktur..
Tuğçe Kazaz Umre yolculuğu
Tuğçe Kazaz yine Dininde döndü ve Umre’ye gitmeye hazırlanıyor!
Yıllar önce Hıristiyanlığı seçen Tuğçe Kazaz boşandıktan sonra Budist olduğu Iddia edilmişti.
Altı yıl önce Yunan Yorgo Seitaridis’le evlenirken Hıristiyanlığı seçen, boşanma kararının ardından geçtiğimiz günlerde, “Din değiştirdiğim için pişmanım” diye açıklama yapan Tuğce Kazaz, umreye gidecek ve bir daha bikinili poz vermeyecek.
Tuğçe Kazaz geri döndü! Türkiye’nin en güzel modellerinden olan Kazaz, 2005 yılında Yunan oyuncu Yorgo Seitaridis’le evlenirken sok bir kararla din değiştirip Hıristiyan olmuştu!
Haç takan ve her fırsatta çok mutlu olduğunu söyleyen güzel model uzun süre Türkiye’ye de dönmemişti. Ancak köprünün altından çok sular aktı. Tuğçe Kazaz, bir süre önce Yunan esiyle boşanma kararı aldı.
BUDİST OLDUĞU DA SÖYLENDİ
Türkiye’ye dönen Tuğçe Kazaz’ın bir dönem Hıristiyanlığı terk edip Budist olduğu iddiaları ortaya atıldı. Kazaz, geçtiğimiz günlerde, “Geçmişte din değiştirdiğim için çok pişmanım” diye açıklama yapmıştı.
Güzel modelin geçen ramazan ayı boyunca oruç tutup namaz kıldığı ortaya çıktı, önümüzdeki günlerde umreye gitmeye hazırlanan Tuğçe Kazaz; mayo, bikini kataloglarında da poz vermeyecek.
İFFET Dizisinin Tecavuz Sahnesi
18 September 2011 Yazan HayaL
Kategori Diziler Filmler, Genel, Magazin
Sabsızlıkla beklenen Iffet Dizisi Dün Aksam ekranlara geldi.
Rekorlar kırması beklenen Iffet Dizisi Dün Aksam en ilginç Sahnede sona erdi.
Herkesin merak ettiği, acaba gelecek Haftadaki bölümde Sahnenin devamı verilecekmi?
Tecavuz sahnesinin büyük rol oynadığı bu Dizi rekorlar kıracak!
“İFFET”TEKİ ÖZELLİKLE MERAK EDİLEN “TECAVÜZ” SANNESİNİN SADECE “TAKSİDE CAM KAPATMA” BÖLÜMÜ YAYINLANDI VE DİZİNİN İLK BÖLÜMÜ SONA ERDİ!
BAKALIM ÖNÜMÜZDEKİ HAFTA “İFFET”TEKİ O SAHNENİN DEVAMI EKRANA GELECEK Mİ?














