chat, chat siteleri
Chat, Chat Sitesi, Chat Siteleri Sohbet

Hürrem Sultan hiç böyle görülmedi!

Işte Hürrem Sultanımızın bu halleride varmış. Göründügünden daha çok yogun olan Hürrem Sultan lakablı Meryem Uzerli’nin işi başından aşkın.

Muhteşem Yüzyıl’ın ‘Hürrem Sultan’ı Meryem Uzerli; azim, şans ve tesadüflerden oluşan olaylar zinciri sonrası oyunculuğa adım attı. Vogue Türkiye’nin ekim sayısına konuşan oyuncu, rolü kabul edip etmeme konusunda Hürrem’den yardım istediğini söylüyor.

Onun gerekli zamanlarda kendini gayet görünür, fark edilir kıldığını, hatta insanı paralize edecek derecede fosforlu bir tip olduğunu çekim günü idrak etmek nasip oldu. Uzun kızıl saçları, peruk takılabilsin diye sımsıkı örülürken canı yandığında, kesik çığlıklar atarken bile gülümsemeye gayret ediyor. Hemen her konuda, hıçkırık tutmuşçasına teşekkür ediyor. Teşekkür edenleri “Ben teşekkür ederim” diye yanıtlıyor. Yüzünün yarısını kaplayan masmavi gözleri, uzun boyu olmasa, teşekkür oranına bakıp atalarının Japon olduğuna yemin edebilirsiniz. Yanlış anlaşılma olmasın: Sahte bir nezakete bürünmüş zorlama bir şirinlik muskasından bahsetmiyoruz. Ölçülü olduğu kadar doğal ve samimi bir kadın.

Meryem Uzerli’yi bir kaç cümlede anlatmak:

“İkimiz farklıyız” Oyuncu ‘Hürrem’ için şunları söylüyor: “Aşk ve sevgi benim için hiçbir zaman iktidar savaşı olmaz. Aşkın ve sevginin sana iyi kuvvet vermesi lazım, senden bir şeyler alması değil. Benim için aşk özgürlük. Hürrem için tabii ki o dönemde o harem yapısında, aşk bir iktidar savaşı olabilir. “

Oyunculuğa giden yol Liseye kadar sanat ağırlıklı bir devlet okuluna gittiğini söyleyen Meryem Uzerli, “Almanya’da öyledir, bazı okullarda spora, bazı okullarda sanata ağırlık verilir. Bir de beş yaşından itibaren, bir arkadaşımın babasının tiyatrosunda sahneye çıktım. Ağaç rolü falan oynuyordum ya da küçük bir hayaleti” diyor. Lisenin bittiği sene, 17 yaşındayken, bir yıl boyunca, bir hastanede gönüllü olarak kanserli hastalarla çalışıyor. Üniversite için karar dönemi gelince, Almanya’nın dört bir yanından 20-30 okulun başvuru formunu önüne diziyor: Münih, Hamburg, Berlin, Frankfurt, Köln…

Uzerli,seçimi nasıl yaptığını yerinden kalkarak gösteriyor. Gözlerini kapatıp işaret parmağını ileriye doğru uzatıyor, olduğu yerde dönüyor ve duruyor. Şansına Acting Studio Hamburg çıkınca, okula özgeçmişini gönderiyor ve seçmeler için parçalar hazırlıyor.

300 kişiden 5 kişinin kabul edileceği seçmeleri şöyle anlatıyor: “12 yaş büyük ağabeyim Hamburg’da yaşıyordu, başta biraz korktu, yanına taşınacağım diye. Sorumluluğumu almak istemiyor tabii. Seçmelerden çıktım, arayan soran yok. Sınava girdiğimde dişimde teller, yüzümde sivilceler, üzerimde Hawaii desenli gömlek, kıvır kıvır saçlar. Akşam çok geç bir saatte aradılar. Tartışmışlar beni. ‘Sen daha çok gençsin, önünde daha zaman var, seneye de gelebilirsin diye düşündük ama geri göndermek de istemiyoruz. Anlayacağın, şampanyanı patlatabilirsin’ dediler. Ne şampanyası? Portakal suyunu diktim kafama!”

Azim ve şanstan oluşan harman

Meryem Uzerli’nin kafasında, tiyatro oyunu misali perdelere böldüğü hayatı azim ve şanstan oluşan bir harman…Hamburg’a gitmeden önce, annesi yerleşmesi için uygun bir öğrenci yurdu ararken, yanlış numara çeviriyor örneğin. Karşısına, bir şapelde vaaz veren bir kadın pastör çıkıyor. Kadın konuşma esnasında, yalnız yaşadığını, tesadüfe bakın ki tam da o aralar evinde oda kiralayacak, yokluğunda köpeğine bakacak bir öğrenci aradığını söylüyor. Üstelik söz konusu ev, okula beş dakika yürüme mesafesinde. Üç yılda okulu bitiriyor ve küçük tiyatro projelerinde çalışıyor. Yine kendisi gibi Almanya’da doğup büyümüş bir Türkle altı yıl süren bir ilişkisi yaşıyor. Bir süre sonra şehrin de ilişkinin de miadı doluyor, yeni sayfa açma zamanı geliyor. Bu kez rota, Berlin.

Hürrem çıkıp gelir Oyuncu, Berlin’e gelir gelmez Jetzt Aber Ballett adlı televizyon filminde, bir kadın askeri canlandırmak üzere teklif alıyor. Üç ay spor salonuna kapanıyor. Saçlar rastaya, adaleler çeliğe, kendisi de “Biraz deliye” dönüyor. O filmde dikkatini çektiği bir yönetmen, yine bir televizyon filminde (‘Journey of No Return’), bu kez bir özel ajanı canlandırmasını istiyor. İşler yolunda giderken bir anda her şey bıçak gibi kesiliyor: “Sonbahar başlamıştı, hiçbir proje yok. Depresyona girdim. Her şey o kadar hızlı başlamışken birden yabancısı olduğum bir evin içinde yapayalnız kaldım. Durup durup ağlıyorum, içimde bir şeylere veda ediyormuşum gibi geliyor” diye anlatıyor o günleri.

Altı ay kadar sonra bir gün telefon çalıyor, Seneler öncesinden tiyatrodan tanıdığı oyuncu ve prodüktör Hülya Duyar telefonun öbür ucunda Türkiye’deki bir projeden bahsediyor. Projenin başındaki ekibin aylardır başrol için doğru birini bulamadığını, kendisinin bahsettiğini, internet üzerinden seçmelere katılmasında fayda olduğunu söylüyor. Uzerli, Türkçesinin felaket olduğunu söyleyerek teklife çok da hevesli yaklaşmıyor. 

“Hürrem’den yardım istedim” Yarım saat sonra telefon tekrar çalıyor, hemen uçağa atlayıp gelmesini söylüyor. Süreci şöyle anlatıyor oyuncu: “Düşündümde yarın pazar, depresif depresif oturuyorum zaten. Hem Hülya deneme çekimi yapacağım karakterin de çok iyi Türkçe bilmediğini söylemişti. Hürrem’i o güne dek hiç duymamıştım, Atatürk’ü biliyorum; öncesi yok. Türkçem o zaman çok daha kötüydü. Şimdi ‘Konuşamıyor’ diyorlar ya, bir de o zaman görselerdi! ‘Rolü alırsan, birkaç sene burada kalabilirsin’ dediklerinde şok! Ben televizyon filmi çekilecek sanıyordum. Kimseyi tanımadığım için nasıl bir proje olduğunu da kestiremiyorum… Kibar bir şekilde ‘Nasıl kaçabilirim?’  diye düşündüm. Akşam buluştuğum bir arkadaşım bütün gece bu kadını anlattı. Birdenbire içimde bir şey uyandı. Sabah ezanı okunmaya başlayınca tüylerim diken diken oldu. Odanın içinde yalnız başıma Hürrem’le konuşmaya başladım, ‘Hürrem, beni duyuyor musun, duymuyor musun bilmiyorum ama ruhun buralarda bir yerde bence. Ben sana saygı duyuyorum, sen bu dünyada yaşadın, bense daha yeniyim, yaşıyorum. Belki çok büyük acılar çektin, kötülükler, iyilikler yaptın, sonuçta bir insansın… Eğer benim sana ruh verebileceğime inanıyorsan, bana kuvvet gönder; ben senin için elimden geleni yapacağım. Bilmiyorum neden ama her şeyi bırakıp geleceğim senin için.’”

Senaryo şöyle dursun, Türkçe sağ ne demek, sol ne demek, onu bile bilmeyen Meryem Uzerli’ye en basit komutlar bile tercüme ediliyor. Repliklerini, her kelimeyi en az 50 kere alt alta yazıp, bilmediği bir dilde şiir ezberler gibi bir yöntemle beynine kazıyor. “Bu sezon nispeten rahat. Bazı Osmanlıca şeyler hâlâ çok zor geliyor. Senaryoda işaretlerim var; mavi çok zor, turuncu ortalama, sarılar sette bakabilirim anlamına geliyor” diyor.

Mutlu çocukluk Meryem Uzerli, babası Türk olsa da Almanya’da doğup büyümüş, Alman kültürüyle yoğrulmuş. 1983’te doğduğu, Almanya’nın ortasında 200 bin nüfuslu küçük bir şehir olan Kassel’de, annesinin Amerikalı ilk eşinden olan iki üvey ağabeyi ve ablası Canan’la mutlu bir çocukluk geçirmiş.

Sizde Yorum Yapın